Başkalarının Ne Düşündüğünü Umursama Paradoksu

Çoğumuz "Başkalarının hakkımda ne düşündüğü umrumda değil" dese de hepimiz bir noktada başkalarının hakkımızda ne düşündüğünü önemsiyoruz. Sosyal medyada en ufak bir hikaye veya post atarken bile başkalarının düşüncelerini gözden geçirip paylaşımlar yapıyoruz. Örneğin, ben de bu yazıyı yazarken acaba benim hakkımda ne düşüneceksiniz, yeterince zeki ve ilginç biri olduğumu mu yoksa bu da ne saçmalıyor böyle mi diyeceksiniz diye içten içe bir endişe duyuyorum. Hem ben sizi tanımıyor ve hem de siz beni tanımıyor olsanız bile.

Evrimsel psikoloji veya avcı toplayıcı köklerimize inerek aslında bu endişelerimizin sebeplerini tartışabiliriz fakat bunun yerine kendimde yaşadığım ve başkalarının ne düşündüğünü umursama paradoksu adını verdiğim bir durumdan bahsetmek istiyorum. Başkalarının benim hakkımda ne düşündüğünü en az herkes kadar ben de umursuyorum fakat başkalarının düşünceleri doğrultusunda davranmıyorum. Çünkü biliyorum ki böyle davranmak, mutluluğumu, karakterimi ve hayatımı başka insanların hakkımdaki düşüncelerine endekslemek pek de doğru bir davranış değil. Ama bu durum, zihnimde bile bile lades durumu yaratıyor. Diğer insanların olumsuz düşünebileceğinin farkında olarak kendi bildiğimi okuyorum ve bu da beni kötü hissettiriyor. Çünkü varsaydığım şey şu oluyor: Onların dedikleri şekilde davranmadım ve şu an kesin olarak benim hakkımda kötü düşünüyorlar. Bu da içimde bir güvensizlik ve çekingenlik yaratıyor. Sonuç olarak başkalarının ne düşündüğünü umursayarak hareket etmesem de o kötü hislerden kendimi alamıyorum ve kendime öfkeleniyorum. Bu durumda da kendimi bir paradoksun içinde sıkışmış hissediyorum. Kendim olmanın dayanılmaz ağırlığı içerisinde bocalıyorum. 

Örnek vermek gerekirse, lise son sınıftayken arkadaşlarım, ailem, öğretmenlerim ve çevremdeki çoğu insan benim İşletme tercih etmemi biraz küçümsüyorlardı. Onlara göre bu bölümü okumak işsiz gençler kategorisine bedava bir biletti. Fakat tüm bu önyargılara ve hakkımda olan veya olacak olan kötü düşüncelere aldırış etmeden İşletme okudum. Bunu tercih ederken başkalarının ne düşündüğüne göre hareket etmedim ama insanların küçümseyici bakışları beni içten içe çok öfkelendiriyordu açıkçası. Buna öfkelenmemem, onların ne düşündüklerini umursamamam gerektiğini bilsem de öfkeme ve kötü hissetmeme engel olamıyordum ve bunları düşündükçe de daha da kendime kızıyordum. Bu da beni başkalarının ne düşündüğünü umursamama paradoksuna hapsediyordu. 

Peki neden bu paradoksun içine hapsoluyorum? Eğer başkalarının düşüncelerini umursuyorsam onların düşüncelerine göre hareket edebilirim ya da başkalarının düşüncelerini umursamıyorsam da hiç kafaya takmamam gerekmez mi? Sanırım arafta kaldım. Ne başkalarının hakkımda düşüncelerini umursamayacak kadar sağlam karakterli ve özgüvenli biriyim ne de başkalarının hakkımda düşüncelerine göre hareket edecek kadar onay bağımlısı ezik biriyim. 

NOT: Bu yazının beğenilmeyeceğini düşünsem de yine de paylaşacağım. Çünkü başkalarının ne düşündüğünü umursamıyorum 😜 Ama bilin ki bu yazıyı paylaştıktan sonra gece uyumadan önce düşüneceğim tek şey bu yazının beğenilmeyeceği ve benim hakkımdaki potansiyel negatif düşünceleriniz olacak ve hüzünlü bir şekilde uykuya dalacağım. 





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Belirsizlikler Dünyasında Delirmeden Hayatta Kalmak

EAT THE RICH - Zenginleri Gerçekten Yiyor Muyuz?

Kıskançlık Bir Tanrı Kompleksi mi?