Kayıtlar

Toplumlar Nasıl Çöker?

Resim
Günümüzde toplumların geneline bakacak olursak sizce toplumlar gelişmekte ve daha iyi hale mi gelmektedir? Yoksa, gerilemekte ve giderek daha kötü hale mi gelmektedir? Birçok kişinin bu soruya toplumların gerilediği cevabını vereceği konusunda hem fikir olduğumuzu düşünüyorum. Peki bize toplumların gerilediği, düşüşe geçtiği sinyalini veren olaylar nelerdir?  Savaşların ve anlaşmazlıkları artması (Ukrayna ve Filistin'de yaşananlar, Tayvan ve Çin arasındaki gerilimler) Küresel ısınma ve çevresel felaketlerin artması Göçlerin artması Özel ve kamu borçlarının artması Enflasyonun artması (İnsanların artık barınma ihtiyacını bile karşılamakta zorlanması) Yaşam standartlarının düşmesi İşsizliğin artması (İnsanların gelecekten beklentisi azaldıkça sessiz istifa denen olgunun ortaya çıkması) Pesimistliğin ve geleceğe karşı ümitsiz olmanın artması Stresin, mental ve fiziksel rahatsızlıkların artması Doğum oranlarının düşmesi İnsanların birbirine olan güvenin azalması Yukardaki maddeler, top...

GÜÇ BİR SİMYADIR: HİÇBİR ŞEYİ HER ŞEYE DÖNÜŞTÜREN

Resim
Yaşadığımız dünyada, kitleler halinde kontrol edildiğimiz üzerine hiç düşündünüz mü? Çocukluğumuzdan itibaren nelere inandırıldığımızı, var olan sisteme uyum sağlamamız için nasıl programlandığımızı fark ettiniz mi peki? Örneğin; para gerçekten sınırlı bir kaynak mı, fakirlik bitirilemez mi? Ya da ulus devletlerde yaşayan herkes gerçekten aynı mı? Mutlu olmak, başarmak, hayatımızın kontrolü gerçekten bizim elimizde mi? Bu sorular belki de sizi biraz düşünmeye ve inandığınız gerçekleri sorgulamaya itmiştir. Tüm bunlara nasıl inandırıldık ve gerçekmiş gibi sorgulamadan kabul ettik? Cevap basit: Güç sayesinde . Peki, güç nedir ve güce sahip olanlar dünyayı nasıl şekillendirdi bunu bir tartışalım. Lisedeki kimya derslerinden simyayı hatırlarsınız. Değersiz madenlerden karışım oluşturarak altın gibi değerli madenler üretmektir kısaca. Yani olmayanı, bir anlam ifade etmeyeni, hiçi; var etmeye, değerli kılmaya, her şeye dönüştürmektir. Simya, fake bir bilim hatta biraz dolandırıcılık ve kandı...

"SAKIN EVLENMEYİN!" Diyenler Haklı mı, Abartıyor mu?

Resim
Son zamanlarda sosyal medyada sürekli "SAKIN EVLENMEYİN!" temalı içeriklerle karşılaşıyorum. Özellikle forum tarzı sitelerde herkes birbirine evliliğin ne kadar kötü bir şey olduğunu ve evlenenlerin pişman olduğunu dile getirerek evlenmeme tavsiyeleri veriyor. Evlilik hakkındaki bu tarz olumsuz içerikleri abartılı ve tek taraflı buluyorum. Evlilik tıpkı yaşadığımız hayatın kendisi gibi kişiye özel bir durum. Bu sebeple de herkesin deneyiminin farklı olabileceğini göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Bu yazıda evliliğe dair tek yönlü olumsuz bakışa karşın daha dengeli ve çok boyutlu bir perspektif sunmayı hedefliyorum.  Öncelikle insanların neden evlilik hakkında olumsuz düşündüklerini anlamakla başlayabiliriz. Aslında birçok açıdan baktığımızda bu tavsiyelerin tamamen hatalı olmadığını kabul etmek gerekir. Evlilik için öncelikle size uygun bir partner bulmanız gerekmekte ve bu hiç de kolay bir süreç değil. Hepimizin ilişkiden ve partnerimizden bekledikleri giderek sonsuz bir ...

Kitap Okumak Bir Maraton Değil!

Resim
Son yıllarda kafayı çok okumaya takmıştım. Üniversiteden beri tuttuğum bir Excel dosyası vardı. Bu dosya içerisinde bir yıl boyunca her gün okuduğum kitap sayfasını kaydediyordum. Hedefim ise günlük olarak o yılın son iki basamağı kadardı. Örneğin, bu yıl (2025) için günlük 25 sayfa kitap okuma hedefim vardı. Sadece günlük kaç sayfa okuduğumu kaydetmiyor aynı zamanda, yılın o gününe kadar toplamda kaç sayfa okuduğumu, günlük ve aylık olarak ortalama kaç sayfa okuduğumu, kaç kitap okuduğumu, hangi kitapları okuduğumu, bu kitapların yazarlarını ve sayfa sayılarını, kitaba kaç puan verdiğimi gibi detayları da kaydediyordum. Açıkçası yaptığım şey hoşuma gidiyordu, çünkü analitik bir insanım. Bir şeyleri sayısal verilere dökerek takibini yapmak bana keyif veriyordu. Fakat, şunu fark ettim, ben kitabı sadece okuyorum. Kitap okumayı aşılması gereken bir hedef olarak görüyorum. Ne için kitap okuduğumu tekrar gözden geçirmem gerektiğini fark ettim. Kitap okumak ruhuma iyi gelmeli, bir şeyler ö...

Belirsizlikler Dünyasında Delirmeden Hayatta Kalmak

Resim
Hayatımız belirsizliklerle dolu. Her ne kadar hayatlarımızı organize etsek de, rutinler veya geleceğe dair planlar oluştursak da günün sonunda kontrol gücümüz çok az. Her an her şey olabilir. Yarına çıkacağımızın bir garantisi yok. Ailemizin ve sevdiklerimizin başına bir şey gelmeyeceğinin bir garantisi yok. Hayatta hiçbir şeyi öngöremeyiz. Pandemiler , savaşlar , ekonomik krizler , doğal afetler tüm insanlığı etkilerken, tüm insanlığın hayatlarını değiştirirken daha bireysel olaylar da kişisel hayatlarımızı etkileyebiliyor. Örneğin, bir sağlık problemi, işi kaybetme, sevgilinden ayrılma gibi.  Son zamanlarda dışarıya baktığımda gördüğüm tek şey acı ve hüzün. Dışarıya bakmak derken yakın çevremi birebir gözlemlediğim durumları da, sosyal medyada veya haberlerde dünyaya dair gördüğüm şeyleri de kastediyorum aslında. Ve şunu fark ediyorum: Bu acı ve hüznü yaşayan insanların yerinde bir dakika sonra veya ertesi gün olmayacağımın bir garantisi yok. Bu düşünce içimi ürpertiyor. Anksiye...

Öz Kontrolümüzü Sabote Eden 5 Engel ve Çözüm Yolu

Resim
Geçtiğimiz günlerde Master Shi Heng Yi'nin bir Ted konuşmasını izledim. Bu konuşmada hayat yolculuğumuzda varmak istediğimiz noktaya gitmemizi engelleyen ve öz kontrolümüzü kaybetmemize yol açan 5 engelden bahsediyor. Sonrasında ise bu engellerle nasıl başa çıkılacağını RAIN adı verdiği bir yöntemle açıklıyor. Konu genel hatlarıyla fazla klişe olsa da daha derli toplu bir bakış açısı sunduğu için konuşulmasını değerli buluyorum. Bu sebeple, bu videodan öğrendiklerimi size aktarmayı ve kendi yorumlarımı eklemeyi hedefliyorum.  Öncelikle öz kontrolümüzü sağlamamızın önünde 5 engel bulunmakta. Bunlar:  Duyusal Arzu ( Sensual Desire ) Bu engeller, beş duyumuza hitap eden zevklerdir. Sadece bize iyi hissettirdiği için yaptığımız şeylerdir: Netflix izlemek, bilgisayar oyunu oynamak, aşırı abur cubur yemek gibi. Örneğin, bir toplantıya yetişmeye çalışıyorsunuz ve trafiktesiniz. Yolda giderken bir cafeden gelen kahve ve kurabiye kokusuna karşı koyamadınız ve inip alışveriş yaptınız...

Bir Zamanlar Sıkılırdık… ve Bu Güzel Bir Şeydi

Resim
Akıllı telefonların, tabletlerin, dizüstü bilgisayarların bu kadar yaygın olmadığı günleri hatırlıyor musunuz? Düşünüyorum da özellikle yaz tatillerinde günlerimi nasıl geçiriyordum merak ediyorum. Aslında her gün denize gitsem de arkadaşlarımla sokakta oynasam da yine de çok fazla boş vaktim oluyordu. Televizyonda ise ilgimi çeken, izlenebilecek doğru düzgün bir şey yoktu. Bu kadar boş vakit olunca da tabii doğal olarak bolca sıkılıyordum. Zamanımızı nasıl geçiriyorduk, bu can sıkıntısıyla nasıl baş ediyorduk? Biraz hafızamı zorlamaya başlayınca aslında bazı küçük anıları hatırlamaya başladım. Bu hatırlamalarla birlikte bazı aydınlanmalar da yaşadım. İşte, bu yazımda kişisel ekranların bu kadar yaygın olmadığı dönemlerde can sıkıntısıyla nasıl baş ettiğimizi, can sıkıntısının aslında o kadar da kötü bir şey olmadığını, günlük hayatlarımızda neden sıkılmaya vakit ayırmamız gerektiğini anlatacağım.  Öncelikle eski dönemlerimizi bir düşünelim. Çok sıkılıyorduk. Peki, sıkılınca ne yap...