"SAKIN EVLENMEYİN!" Diyenler Haklı mı, Abartıyor mu?

Son zamanlarda sosyal medyada sürekli "SAKIN EVLENMEYİN!" temalı içeriklerle karşılaşıyorum. Özellikle forum tarzı sitelerde herkes birbirine evliliğin ne kadar kötü bir şey olduğunu ve evlenenlerin pişman olduğunu dile getirerek evlenmeme tavsiyeleri veriyor. Evlilik hakkındaki bu tarz olumsuz içerikleri abartılı ve tek taraflı buluyorum. Evlilik tıpkı yaşadığımız hayatın kendisi gibi kişiye özel bir durum. Bu sebeple de herkesin deneyiminin farklı olabileceğini göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Bu yazıda evliliğe dair tek yönlü olumsuz bakışa karşın daha dengeli ve çok boyutlu bir perspektif sunmayı hedefliyorum. 

Öncelikle insanların neden evlilik hakkında olumsuz düşündüklerini anlamakla başlayabiliriz. Aslında birçok açıdan baktığımızda bu tavsiyelerin tamamen hatalı olmadığını kabul etmek gerekir. Evlilik için öncelikle size uygun bir partner bulmanız gerekmekte ve bu hiç de kolay bir süreç değil. Hepimizin ilişkiden ve partnerimizden bekledikleri giderek sonsuz bir liste halini almakta. Seçeneklerin bol olduğuna dair bir yanılsama yaratan ve kıyaslama batağına düşmemize sebep olan sosyal medyanın bunda etkisi hayli fazla. Giderek artan bireyselleşme ve özgürlük arzusu, kariyere ağırlık verme gibi konular dolayısıyla uygun bir partner bulmak zor bir hale gelmekte. Size uygun bir partner buldunuz diyelim, yeni başladığınız bu ilişkiyi sürdürmek de en az partner bulmak kadar zorlayıcı bir süreç. Başka insanlara kolay erişim sebebiyle aldatmak artık daha kolay ve bu sebeple de bir artış olduğunu kabul etmek gerekir. Öte yandan, insanların giderek artan bencillikleri sebebiyle birçok ilişki devam etse bile pek sağlıklı oldukları söylenemez. Toksik ilişkiler, ilişkide ego savaşları, travmatik durumlar, "Sen bana bunu nasıl yaparsın?" gibi cümleler havalarda uçuşmakta. Bunlar da insanları var olan ilişkiyi bitirmeye iten durumlar haline gelebiliyor. Hadi diyelim ki güzel bir ilişkiniz oldu, bu bahsettiğim sorunları yaşamadınız ve evlenmeye karar verdiniz. Bu sefer de ekonomik durumlar ve aileler devreye giriyor. Ev kurma, düğün yapma, takı takma, ailelerin beklentileri vs. derken insanların evlilikten soğuması çok da anormal bir durum değil bence. Ayrıca tüm bu masraflar yapıldıktan sonra evliliğin kötü gitme ve boşanma ihtimalinin de çok düşük olmaması evliliği hem ekonomik hem de mental sağlık açısından kötü bir yatırım haline getirmiş oluyor. Bu noktada, insanlar da zaten ilerde boşanacaksam neden evleniyorum diye sorgulamaya başlayabiliyorlar.

Fakat gelin bir de madalyonun diğer tarafından bakalım ve evliliğin olumlu taraflarını düşünelim. En son ekonomik sebeplerden bahsetmişken buradan devam edelim. Her ne kadar evlenmek, ev kurmak maliyetli olsa da aslında günümüz şartlarında evlenmek ilerisi için bir avantaj haline gelebiliyor. Her iki tarafında çalıştığı durumda masrafların ortaklaşa ödenmesi, eve bir değil iki maaşın girmesi evliliği bir noktada karlı hale getirebiliyor. Tabii sadece bunun için evlenin demiyorum. Evlendiğin kişiye ölene kadar seninle birlikte olacağım ve sana ihanet etmeyeceğim sözü veriyorsunuz. Bu sözün tutulduğunu varsayarsak evliliğin size ne kadar mental olarak güvenli bir alan oluşturduğunu görmenizi istiyorum. Birine güvenmek, birini düşünmek ve onun da sizi düşündüğünü bilmek, birlikte yaşamak ve hayatı deneyimlemek, belki çocuk yapmak evliliği anlamlı kılan noktalardan bazıları. Ayrıca, pragmatist bakacak olursak toplum tarafından kabul görme de büyük artılardan biri. Çünkü siz de fark etmişsinizdir ki topluma, evlenmeyen insanların bir tercih olarak evlenmediklerini anlatmak çok zor. Toplumun bakış açısıyla siz kusurlu bir bireysiniz ve bu yüzden evlenemediniz. Ayrıca insanlığın temel amaçlarından biri olan nesli devam ettirme arzusuna yenik düşmek istiyorsanız da bunu hem çocuğunuzun hem de sizin toplum tarafından kabul görebilmeniz için evlilik kurumu altında gerçekleştirmeniz daha avantajlı gözüküyor. Son olarak; bireyselleşme, yalnızlık, depresyon gibi durumlar tüm dünyada artmakta. Pandemiler, ekonomik krizler gibi dünyanın sorunları da yine benzer şekilde artış göstermekte. Tüm bu olumsuz durumlarla baş etme konusunda yalnız olmadığınız bilmek, bir takım arkadaşınızın olması sizi birçok insana göre nasıl daha şanslı bir hale getireceğini de lütfen unutmayın.

Evlilik kolay bir şey değil. Kesinlikle bir insanın hayatını etkileyen en önemli faktörlerden biri olduğunu düşünüyorum. Biriyle ölene kadar birlikte yaşamak her ne kadar romantize edilse de bir yandan ürkütücü geldiğini kabul etmek gerekir. Evliliğin muhteşem, hiç kavganın olmadığı, her şeyin güllük gülistanlık olduğu algısına kapılmamak gerekir. Sonuçta bir noktadan sonra kimle yaşarsanız yaşayın o kişinin sadece nefes alması bile rahatsız edici hale gelebilir. Üniversitedeki oda arkadaşınızı veya ailenizi düşünün. Her ne kadar bu insanlar iyi ve sizi seven insanlar olsa da bir evi veya bir odayı paylaşmak hiç kolay değil. Düşünün bir de hayatı paylaşmanın ne kadar zor olabileceğini. Belki internet üzerinden belki de kendi çevrenizde yaptığınız araştırmalar sonucu hiç mutlu evlilik görmüyor olabilirsiniz veya evlenenler pek de memnun olmadıklarını söylüyor olabilirler. Ama bir de şu açıdan bakın, kaç kişi hayatından, işinden veya bir şeylerden memnun ki? Birçoğumuz birçok şeyden memnun değiliz ama bu memnuniyetsizlik de hayatın bir parçası bence. Mükemmel, tek bir çizgi şeklinde ilerleyen hiçbir şey yok. Tek bir çizgi şeklinde ilerleyen bir şey varsa bilin ki o ölüdür. O yüzden hayat, iş ve arkadaşlıklar gibi evlilik de iniş ve çıkışlarla dolu. Herkes için tek bir doğru maalesef ki yok. Bu sebeple birilerine sakın evlenmeyin veya mutlaka evlenin şeklinde tavsiyeler vermek son derece yersiz. Ancak evlilikten ne istediğini bilmek ve evliliği algılayış biçimini fark etmek son derece kritik. Özetle, ne evliliği kutsallaştıralım ne de tüm kötüklüklerin anası ilan edelim. Kendimizi tanıyalım ve evliliğe daha sakin, gerçekçi ve çok boyutlu açıdan bakmaya çalışalım. 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Belirsizlikler Dünyasında Delirmeden Hayatta Kalmak

EAT THE RICH - Zenginleri Gerçekten Yiyor Muyuz?

Kıskançlık Bir Tanrı Kompleksi mi?